Please enable JavaScript.
Coggle requires JavaScript to display documents.
Araba Sevdası, Türk edebiyatının ilk realist romanı, Fransız ressam…
Araba Sevdası
Yapı Unsurları
-
Anlatıcı
-
" Buraya çıkıncaya kadar yorulmadıksa yine aşağı doğru inelim de noktalarını ve hududunu tayin ettiğimiz mevkileri tahkik edelim. Tabiidir ki bu tahkikte sınırları olan ağaçlıktan başlayacağız."
Kişiler
Mösyö Piyer
"Yalnızca Mösyö Piyer namındaki Fransızca hocası beyin mizacına göre şerbet veren, kurnaz bir ihtiyar olmakla onun eskisi gibi devamına müsaade ve hatta dört liradan ibaret maaşı altı liraya çıkarıldı"
Periveş Hanım
" Sarışın Hanımın yaşından bahsetmedik. Çünkü bilmiyorduk. Billur dişlerini vasfetmedik. Çünkü görmedik. Fakat tahminimizce nazenin, olsa olsa yirmi yaşını henüz bitirmiş olmalı. Dişler de elbette iki dizi incidir!"
Keşfi Bey
" -Mon şer, kimin bu lando? -Landoyu tanımadım... "
Çengi Hanım
" Bununla birlikte iki hanımın diğerine refakatini ifratla tefridi iyi bir şekilde denkleştirerek bir güzel manzara meydana getiriyordu. Sarışın Hanım mesela bir sarı gül diğeri ise onunla bağlanmış bir mazı dalı idi."
Bihruz Bey
" Bihruz Bey her nereye gitse, her nerede bulunsa, maksadı görünmekle beraber görmek değil, yalnızca görünmekti. "
" İstanbul'a geldikten sonra üç şeye merak saldı ki birincisi araba kullanmak, ikincisi alafranga beylerin hepsinden daha süslü gezmek, üçüncüsü de berberler, kunduracılar, terziler ve gazinolardaki garsonlarla Fransızca konuşmaktı."
Kâğıthane yollarında araba kullanmak hevesiyle en şedit poyrazın
karşısında tiril tiril titreyen Bihruz Bey, yazın da otuz, otuz beş derece sıcakgünlerde Çamlıca, Haydar Paşa, Fenerbahçesi yollarında yine o hevesle en kızgın güneşin altında haşım haşım haşlanır ve fakat bu azabı kendisine en büyük
zevk addeder idi.
Zaman
-
Psikolojik Zaman
"Yolun üzeri arabalar, hayvanlar, insanlarla hıncahınç dolu olduğundan Bihruz Bey dakikada bir durmaya mecbur oldukça sabırsızlığından pek fazla sıkılırdı."
-
Bakış Açısı
Tanrısal Bakış Açısı
" Bihruz Bey, derece derece sarışın hanıma yakınlaşmak, tanışmak, konuşmak istiyor; halbuki ilk tesadüfte o kadar yakından kendisini Bihruz Bey'e göstermek, Periveş Hanım'ın hesabına uymuyordu."
-
Romantizm
Romantizm akımı nedir?
-
-
-
-
duygu, hayal, bireysellik, doğa
-
milliyetçilik, özgürlük ve vatan sevgisi
-
-
Realizm
-
-
Realizm akımı nedir?
-
-
-
objektif, olduğu gibi, gözleme dayalı
-
Referans
Referans Nedir?
Edebiyatta referans, bir eserin başka bir metne, yazara, kültürel unsura veya tarihsel olaya yaptığı doğrudan ya da dolaylı göndermedir.
-
Metindeki Referanslar
Ah Lamartine! Gelip de bu hâli görmeliydin! Beş dakika içinde en parlaklarından beş yüz ver* yazmak için ne şairane bir tablo idi..
Lamartine ve Graziella
Lamartine Kimdir?
Fransız şair, yazar ve gazeteci
-
-
-
KEMAL ÇİĞDEM
Klasik Roman
Klasik Roman
Klasik roman, 18. ve 19. yüzyıllar arasında özellikle realizm ve romantizm akımlarının etkisiyle şekillenen bir roman türüdür. Bu tür, belirli bir zaman ve yerde geçen uzun bir öykü anlatır ve genellikle belirli bir karakter veya karakterlerin gelişimine odaklanır. Klasik romanlar, toplumsal hayatın geniş bir yelpazesini, kişisel ilişkileri ve içsel dünyaları ele alır ve zamanın toplumsal, siyasi ve kültürel bağlamı hakkında bilgi verirler.
-
-
-
-
"Araba Sevdası"nda İmge, Metafor ve Alegori
İmge
İmge
Çamlıca Bahçesi
ilk zamanlarında çok popüler olması, sonra terkedilip kapatılması
-
İmge Nedir?
İmge, edebiyatta bir kelimenin veya ifadenin okuyucunun zihninde bir duygu, düşünce veya hayal uyandıracak şekilde kullanılmasıdır.
-
Metafor
Metafor Nedir?
-
Metafor, bir kavramın veya nesnenin, başka bir kavram veya nesneyle benzetme yapmadan anlatılmasıdır. Yani, bir şeyin doğrudan başka bir şey olarak ifade edilmesidir.
Behruz Bey
Giyimi
Hep pahalı ve gösterişli giyinmesi, İstanbul'un ünlü terzilerinin giysilerini giyip ünlü markaların ayakkabısını kullanması
-
Konuşma Tarzı
-
Garsonlara, uşaklara, görevlilere Fransızca konuşması
-
-
-
Alegori
-
Eserdeki Alegori
Araba
“Araba filhakika o senenin moda rengi olan gayet açık tatlı sarıya boyanmış, yan tarafları beyin isim ve mahlasının ilk harflerini havi yaldızlı birer marka ile muvaşşah, tekerleklerinin çubukları incecik fakat kendisi ziyadesiyle yüksek, zarif ve nazik ve amiyane bir tabir ile kız gibi bir şeydi” (Recaizâde Mahmut Ekrem, 2019: 61-62)
-
-
-
-
-
-
Yer Aynası
"-Bak, bak Çengi Hanım, yer aynası! Görüyor musun kendini?..
-Yer aynası mı? O da nedir? Yer elması bilirim ama yer aynası hiç işitmedimdi!
-Yaşmağını biraz sıyırır da bakarsan, yer aynasının içinde iki tane yer elması da görürsün..."(Recaizâde Mahmut Ekrem, 2019: 37-38)
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-> Hayran olunan KİŞİ değil, ARABA.
-
-
-
"Bu ağaçlığa varıldığı gibi şose yol sağ ve sol olmak üzere iki şubeye ayrılır. Duvar ile muhat olan ağaçlığın büyücek bir kapısı vardır ki iki yolun tam ayrıldığı noktada bulunur"
-
"Bihruz Bey, bu dakikada pek talihsiz idi. Keşfi Bey’in o suretle haykırması hanımların o suretle gülüşmesi, sualinin cevapsız kalması, arabacının, o teresin de -Landonun kapısını açmakta, hanımları alıp gitmekte sürati nihayet sarışın hanımın arabadan bakıp da bir “adiyo”cuk bile demeksizin çıkıp gitmesi biçare beye pek ziyade tesir etmişidi."
-
"Çengi Hanım’ın orada rast geldiği işsiz bir adama: “Ayol! Kira arabası arıyoruz, acaba nerede bulunur?” sualine “Hanım Efendi nafile aramayınız, bulamazsınız” diye aldığı cevap üzerine hanımların ikisi birden: “A! Vah vah! O kadar uzak yerden gelmişiz hiçbir şeye yaramadı.”"
"Kendi kendine “Diyabl! Par hazar sörej amurö?”(Şeytan! Acaba aşık mı oldum?) gibi alafranga söylenmeye başladı."
"Gelip de bu hâli görmeliydin, beş dakika içinde en parlaklarından beş yüz "ver" yazmak için ne şairane bir [tablo] idi! Çengi Hanım… “Kel drol dö nom!”(Ne kadar Tuhaf bir isim.) Çengi.. meşhur “dansöz”ler.. lâkin bu lafzı isim olarak hiç işitmedimdi. Orijinal bu da pek orijinal. Şu “tuvalet”e bak. Şu yürüyüşe bak!.. Gerçekten bir [Kalipso].. sanki [Kalipso]yu adasından almışlar.. yaşmaklamışlar, feracelemişler de şu bahçenin içine salıvermişler!.."
"Çengi Hanım, Bihruz Bey’in bir aralık tefevvüh etmiş olduğu Fransızca “fane” kelimesini “fani” diye işittiğinden ve bir hanıma ilk görüşte arz-ı hulûs-ı âşıkâne(Aşkını ifade etmek) için takdim olunan çiçeğin faniliğinden bahsetmekte bir hüsn-i münâsebet(Uygunluk), bir zariflik ve hoşluk bulamadığından: “Fani çiçeği ne yaptın?” demekle Bihruz Bey’in o münasebetsizliğini telmih etmek istedi."
"Aradan altı ay geçmeden (…) Paşa yine bir vilayet valiliğine memur ve İstanbul’dan tekrar ayrılma mecbur oldu ise de artık bu defa Bihruz Bey, tahsilinden geri kalmamak için validesiyle beraber İstanbul’da bırakıldı."
-
yüzü melek, huyu melek, esprisi fevkalade, eğitimi mükemmel
-